Kitap: Ömer Hayyam – Kader Çarkı

Ömer Hayyam’ı anlatan en geniş kapsamlı eser!

“Günümüzde Fars şairi olarak bilinen, aslında Selçuklu Türkleri saraylarında Ömer olarak büyümeye başlayan ve değer verilen, filizlenen ve meyvelerini veren Ömer Hayyam hikâyesi bütün hızıyla, biraz da sessizce devam ediyor, tıpkı kendi zamanındaki sessizliği gibi...” Ömer Hayyam’ı yalnızca (üstelik bazıları kendisine ait olmayan) sosyal medyada ya da birtakım duvarlarda karşınıza çıkan dizeleriyle tanıyorsanız bu hem onun dünya çapında bilinmesini sağlayan eşsiz rubailerine hem de çağının ötesinde bir düşünür ve bilim insanı olmasına neden olan dehasına haksızlık olur.

Sultan Tarlacı yeni kitabı Ömer Hayyam – Kader Çarkı’nda yaptığı kapsamlı araştırmayla “avare Hayyam” algısını tam ve bütün Ömer Hayyam’a çevirmek için önemli bir adım atıyor. Ömer Hayyam’ın tarihteki yerinin ve yaşadığı dönemle ilişkisinin daha iyi anlaşılması için dönemi hem sosyo-politik olarak hem de Fars şiiri açısından incelemekle kalmıyor, içinde bulunduğu ortamlarda muhtemelen ilişkiye geçtiği insanları da genişçe konu ediyor.

Sultan Tarlacı’nın yazdığı Ömer Hayyam – Kader Çarkı Destek Yayınları’ndan çıktı.

Çoğumuzun dilinde ve meyhane duvarlarında O’na Hayyam olarak gönderme yapılır. Ömer adının verdiği o büyüklük ile ihtişam genelde gözlerden kaçar. Hayyam’ı farklı bir yönü ile bakmak, avare Hayyam algısını tam ve bütün Ömer Hayyam’a çevirmek için Ömer adını bilerek vurguladım. Hak ettiği yere elbette sadece bu eserle ulaşamayacaktır ama en azından kendi adıma rubailerinden (dörtlüklerinden) algıladığım büyüklüğünü bir şekilde yansıtmak istedim.

Ömer Hayyam'a hangi rubai veya şiirlerin atfedileceği ile ilgilenen tarihçiler (ki bu, modern dünyanın ona duyduğu tek ilgi gibi görünüyor) olduğu gibi alkol içtiği pis meyhanelerde şiirlerini dillendirdiği yönünde de onu yerden yere vuranlar oldu. Hatta bazıları onu, doğaüstü varlıkların varlığını inkar eden, kafir ve özünde olmayan bir şekilde Hümanist olarak da resmetmiştir. Bu eserler daha çok ikinci el hikayelere ve yanlışlıkla ona atfedilen birçok dörtlüklerinden oluşan varsayımlara dayanır. Bütün bunların sonucunda neredeyse gerçeği ile arası epey açılmış efsanevi bir Ömer Hayyam tipi yaratılmıştır.

Bu kitabı okurken zaman-mekan-insan ilişkisinden dolayı, sadece baş kahraman Ömer’i değil aynı zamanın ruhunu koklamış diğer dikkat çekici kişilerinde konuyla ilgili yaşam öykülerini, ölümleri, savaşları, işgalleri, şehirlerin de ruhunu okuyacaksınız ve tam bir tarihsel zaman yolculuğu gibi olacağını umuyorum. Tek tek öğrendiğimiz bir çok tarihsel dehanın zihinsel ve mekansal ilişkide de yan yana olduğunu göreceksiniz. Bu zaman-mekan-insan üçgeninde ise Ömer Hayyam’ın İran değil Selçuklu Devletinin Türkçe konuşulan ve özgürlüklerin olduğu mekanlarında, tasavvuf ve mistisizmin heyecan verdiği zamanın ruhunda yeşermiş, korunmuş, büyümüş ve gelişmiş bir deha olduğunu hissedeceksiniz.

İnsanların yaptığı en büyük yanlış, bir ömür yaşamış insanların bir sözüne, bir rubaisine, bir sosyal medya mesajına bakıp onun kim olduğu hakkında hemen her zaman önyargıya varan fikir yürütmektir. Bu sanki koca bir romanın bir sayfasını okuyup, romanın hikayesini anladığını düşünmektir. İnsanlar zaman-mekan içerisinde şekillenirler ve hepsi ile bir araya getirip kişiyi değerlendirmek daha gerçekçi bir kişiliği anlamayı sağlar. Bu kitabın amacı ve belki de geniş olmasının nedeni bu amacı sağlamak ve Ömer’i hak ettiği tarihsel özel yere bütün olarak yerleştirmektir. Bu bakış açısı eksik olduğunda Ömer’i eksik veya yanlış anlamak kaçınılmaz olacaktır. Bunu yapmaktansa hakkında hiç bir şey yazmamak Ömer için daha iyi olurdu. Bu nedenle zoru seçerek, Ömer’i yaşadığı dönemdeki zaman-mekan içine yerleştirmeye gayret ettim.

Ömer Hayyam günümüz siyasi İran’ın değil, Fars edebi dili ve coğrafyasının şair ve bilim insanıdır. Yaşadığı dönem Selçuklu Devletinin yıldızının parladığı zamandır. Her ne kadar Türk olduğunu söyleyemesek de, Mevlana gibi bizimdir ve bizdendir. Selçuklu Sultanlarının yüzünü görmüş, devletin himayesi altında Ömer Hayyam olabilmiştir. Geçmişe bakıldığında siyasi İran’ın bilimsel ve edebi tarihlerinde ne bir matematikçi ne bir filozof ne de bir şair Ömer Hayyam yoktu. Ancak oryantalistler Ömer Hayyam’ın üzerine serpilmiş ölü toprağını 1859’da süpürünce ve dünyaya inci gibi parlaklığını gösterdiklerinde İran kısmen zorunlu olarak onu bir değer olarak sahiplendi. Batı’da bir değer haline neredeyse yüzyıldır gelmişti ve hazır olanı sahiplenmek daha kolay oldu. Diğer yadan aslen Ömer Hayam, yerleşik siyasi ve ideolojik bir coğrafya olan İran’ın değil, Fars dilinin ruhunun yaşadığı Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bir zihinsel edebi dilin süzülmüş haliydi. İlginç olarak İran, 1979 devriminden sonra Ömer Hayyam'ın rubailerinin yasaklanmasına da tanık olunmuştur. Bu siyasal İslam'ın yükselişine ve karşıt görüşlere artan hoşgörüsüzlüğüne işaret ediyordu. Yasak, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi (1997-2005) döneminde büyük ölçüde kaldırıldı. Daha sonraları ise iki binli yılların başında Ömer Hayyam, İran devleti tarafından batıl inançlara ve cehalete karşı savaşan dini bir figür olarak tasvir edildi.

Aslında uzun zamandır dünyadan siyasi olarak dışlanan İran, Batının Ömer Hayyam sevgisi ve ilgisinden yararlanarak, kendine pay çıkarmaya çalıştığı söylenebilir. Bu konuyu en iyi anlatan kısa ve kayıtlarda olan bir yaşanmışlıktır. İran'lı Muzaffereddin Şah (1853-1097) Avrupa’da dolaşırken, Londra’da bulunduğu sırada, Londra Ömer Hayyam Derneği, Fars dilini bilen üyelerinden bir heyet oluşturarak şahın yanına gitmişler. Şahtan, Ömer Hayyam’ın Nişabur’daki mezarı üzerine bir türbe yapılması için izin istemişlerdi. Heyet, Ömer Hayyam’ın uluslararası değer ve saygınlığını anlattıktan sonra, İran şahı yanında bulunan danışmanına dönüp “Ağa! İn Omar Heyyam çi çizest?” yani “Bu Ömer Hayyam da ne nesnedir ağa?” diyerek Ömer Hayyam'ı ne kadar bilip sahiplendikleri net olarak tarihe geçmiştir.

Şiirsel olarak Hayyam, temelde adaletsiz bir dünya olarak gördüğü şeye karşı bir protesto sesini temsil eder. Birçok insan onda duymaları gereken bir ses buldu ve öldükten yüzyıllar sonra eserleri, aynı imtihan ve sıkıntıları yaşayanlar için bir sözcü haline geldi. Bu eserdeki yolculuğunuzda alçak gönüllülükle, kendi kişisel kader çarkı ve gerçeğin kanıtlarını Ömer için bulmaya çalışacağız.

Ömer Hayyam sadece bu gezegendeki akıl almaz hayatın bilmeceleri karşısında şaşkınlığını ifade eden ve hüsrana uğramış bir şair olarak değil, karanlığın güçlerine karşı felsefi ve şiirsel olarak direniş gösteren de bir düşünürdür.

Ömer Hayyam'ın en önemli modern tanınırlığı, 1859'da Şair Edward FitzGerald'ın Rubaiyat'ı, Viktorya döneminin boğucu ve umutsuz can sıkıntısından, egzotik bir Epikürcü kaçış olarak yorumunu yayınlamasıyla gerçekleşti. Meraklı bir insanın, söyleyemediği şeyleri Hayyam’ın sözlerinde bulması üzerine yaptığı çevirilerle, unutulmayacak şekilde, tarih sahnesinden kaybolmuş Şair Ömer Hayyam’ı tekrar yaşama döndürdü. Bu dönüş hem tüm dünya da oldu, daha da ilginci doğduğu ve çıktığı coğrafya da varlığı bilinmeyen bir Şair’den haberleri oldu.

Ömer Hayyam'ın bir filozof-matematikçi-astronom olarak tanınmasına ve Rubaileri Farsça konuşanlar arasında çok sevilmesine rağmen, FitzGerald'ın Rubaiyat’ının popülerleşmesi yoluyla Batı'da bir kitle geliştirmeden önce Hayyam geleneksel olarak en önemli Fars şairlerinden biri olarak kabul edilmemişti. Fars edebiyatı, felsefesi, maneviyat ve din kanonunun merkezinde yer alan yine aynı coğrafyadan gelerek Anadolu’da çiçeklerini açmış olan şair Mevlana idi.

Ömer Hayyam az sayıda risale denilen küçük kitap veya kitapçık yazdı. Bilgisini paylaşmakta ve yazma konusunda İbn Arabi gibi velut değildi. Öğrenci yetiştirme konusunda da çok istekli olmadığı tarihsel kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bunlar arasında, notalardaki matematiksel ilişkiler, Öklid ile ilgili matematiksel problemler, geometri/cebir ve farklı değerli metallerin tartım alaşımları üzerine çalışmaları yer aldı. Takip eden yüzyıllarda, Ömer Hayyam'ın bilimsel çalışmalarının İslam dünyasında tanınması, 14. yüzyılda tarihçi İbn Haldun'un onu tarihin en büyük geometri uzmanı olarak övmesiyle anlaşıldı. Geometrici/cebirci Ömer Hayyam, 1742'de Avrupa'da bilinmesine rağmen, Latince tercümelerinin gölgesinde yine her zamanki gibi sanki biraz da istekli, gizli sessizliğinde kaldı.

Ömer Hayyam felsefe konusunda da günümüzde bile hala tartışma konusu olan konularda kitapçıklar yazdı. Belirlenimcilik ve özgür irade, birlik ve çokluk sorunları, varlığın mı yoksa özün mü önce geldiği felsefi sorunları ile boğuştu anlaşılmaktadır. Ruabilerinden geriye felsefi yazıları okunduğunda bir şekilde birbirinin eksikliklerini tamamlar nitelikte oldukları anlaşılmaktadır.

Bütünüyle bakıldığında, Ömer Hayyam'ın dünya görüşü dönemimin veya daha önceki filozofların dünya görüşü değildir. Ne dindar ne de dinsizdi, ama bu ayrımda yerinin Ara’f da olduğu söylenemez, söylense bile bulunduğu yerden memnundur. Kendine göre tüm dünya görüşleri unsurlarını kapsayan daha geniş bir bakış açısı geliştirmiştir. Bu hem felsefe hem de tasavvufi içermekteydi ama ikisinin de toplamından çok daha fazlasını ima eder durumdadır. Ancak, onun evrensel ününe yol açan esrarengiz rubaileridir ve aslında onlar Ömer Hayyam’ın zihnin dışarı yansımasını gösteren pamuk şekerleridir; bir o kadar tatlı ama ele alınca hemencecik şekli değişebilecek kadar da narin.

Günümüzde Fars şairi olarak bilinen, aslında Selçuklu Türkleri Saraylarında Ömer olarak büyümeye başlayan ve değer verilen, filizlenen ve meyvelerini veren Ömer Hayyam hikayesi bütün hızıyla, biraz da sessizce devam ediyor, tıpkı kendi zamanındaki sessizliği gibi…